03 02 2011

PAZI DİBLESİ

Dible pazı, karalahana vb.sebzelerle yapılan bir nevi sebzeli pilav. Karadeniz yöremizde dible çok yapılır. İtalyanların Risottasını anımsatır bana. Hem sebze hem de pilav bir arada, yanına da biraz yoğurt oldu mu tam bir öğün. Pazı benim yaşadığım çevrede pek bilinmeyen bilinse de evlere girmeyen bir sebze.Oysa temizliği daha kolay. Ispanağa alternatif olarak evlerimize girebilir. Malzemeler: 2 kişilik 250 gram pazı 1 kuru küçük soğan 1 su bardağı ılık su ve tuzda bekletilmiş pirinç zeytinyağı tuz su veya tavuk suyu birkaç tane kuru biber(isteğe bağlı)   YAPILIŞI Soğan incecik doğranır ve iyice kavrulur. Yıkanıp süzülmüş pazı ince ince doğranır,soğana ilave edilir.Pazı biraz kavrulunca pirinç,su, tuz ve yıkanıp parçalanmış kuru biber eklenir.Kısık ateşte pişirilir.Dible iyice suyunu çekince üstüne kağıt havlu örtülüp yarım saat dinlendirilir.  ... Devamı

24 11 2010

AYIN ŞAFAĞINDA AĞLAYAN ŞEHİR: SAGALASSOS

            Burdur’un Ağlasun adında ilçesi vardır. Dağların arasında kendi halinde nüfusu 4400 olan bir ilçedir. Şehre giden yolda başınızı yukarılara kaldırın. Torosların bütün güzelliği yansır gözlerinize. Dağların alt kısmı alabildiğince orman yeşiliyken, alpin sınırından sonraki kayalar gümüş güzelliğinde parlar.Ormanın bitip çıplak gümüşi kayaların başladığı yamaçta Büyük İskender Sagalassos adında bir şehir kurar.Şehir daha sonra Romalıların eline geçer ve geliştirilir.Çanak çömlek yapımı ile geçinirler.Şehrin kazıları Belçika Krallığının desteği ile devam ediyor ve Dünya Mirası Listesine girmeye aday olacağı söyleniyor.Özelikle Anıtsal Çeşmenin ayağa kaldırılması  şehre olan ilgiyi artırmış durumdadır.Sagalassos adı Ağlasun adına dönüşürken çanak çömlek yapımı hala sürdürülmektedir. Şair Hasan Hüseyin KORKMAZGİL “Ağlasun Ayşafağında” adlı şiir kitabının esin kaynağı Ağlasun ve içinde sakladığı tarihi ve doğal güzelliğidir. Ağlasun şehrine bu kitaptan şiirlerle girmek şansına sahip oldum. Sözlerin yetmeyeceği, dillerin az geldiği duygular yaşadım Sagalassos’u gezerken. Anadolu’nun pek popüler olmamış Göller bölgesi zengin bir tarih, kültür ve doğal zenginliği içinde barındırır. Güller, elmalar, ayvalar, birbirinden güzel göller, ormanlar, çeşit çeşit dağların yanı sıra, Psidia Antiokheiası, Sagalassos, Adada ve Kremna adlı antik şehirler ile başta Hacılar höyüğü olmak üzere bir çok höyük bizleri beklemektedir. Hadi ne duruyorsunuz. Bu güzellikleri sizde yaşayın. Anadolu’nun gizli güzelliklerini yerinde görün ve hisse... Devamı

02 11 2010

İSA BU KÖYE UĞRAMADI / CARLO LEVİ

İsa Bu Köye Uğramadı adlı roman adıyla olduğu kadar konusu ve yazarı ile de ilgi çekici bir roman. Yazar Carlo Levi sadece bir yazar değil. Yazar, ressam, anarşist ve aktivist unvanlarına da sahip.             Yazar 1935 yılında tutuklanır ve Güney İtalya’da bir köye sürgüne gönderilir. Hekimlik yapması yasaklanır. Hayatı sınırlıdır.Resimlerini bile özel izinle yapar.Bu sürgün hayatı İtalya’nın Kuzey ve Güneyi arasındaki uçurumları izleyebilmesine ve bütün çıplaklığı ve sadeliği ile yazmasına neden olur.1935’li yılları Güney İtalyası’nda köylerin ve köylülerin durumu tıpkı Yaşar Kemal romanlarındaki Çukurova insanının durumunu andırır.Açlık, sefalet,sıtma yaşamın başatlarıdır.Yazar köylülerin batıl inançları, büyücülük ve eşkıya efsanelerinin oldukça hoş bir biçimde ortaya koyar.Kitabın bu yönü, Mahmut Makal’ın “Bizim Köy” kitaplarında anlatılan yaşamın aslında ne kadar evrensel olduğunu hatırlatır. Kitapta bahsi geçen köylülerin ise dinle de devletle de bir alıp veremediği yoktur. Çünkü ikisi de onların hayatlarına hiç ulaşmamıştır.Rahip çok şikayetçidir bu durumdan.Aslında köylüler için din:“-Biz Hıristiyan değiliz,derdi köylülerim; İsa Eboli’ye hiç uğramadı. Hıristiyan onların dilinde insan demektir. Biz Hıristiyan değiliz, biz insan değiliz; insan diye değil, hayvan gibi bakarlar bize, birer yük hayvanı gibi. Hayvandan da aşağı sayılırız, ecinnilerden bile aşağı, çünkü onlar melekçe olsun, şeytanca olsun kendi hayatlarını yaşarlar.” Bu zorlu koşullar altında yazar köylülerle ve çocuklarla iyi ilişkiler kurar.Yasak olmasın... Devamı

21 10 2010

HALİDE EDİP, BİYOGRAFİSİNE SIĞMAYAN KADIN / İPEK ÇALIŞLAR

Yazarı ilkokul yıllarından, Türkçe dersinde Sinekli Bakkal romanından hatırlarım. Kendisi ile ilgili Cumhuriyet dönemi yazarlarından olduğu, “Mandacı”lığa meyilli oluşu ve Sultanahmet mitingi ilgili bilgiye sahiptim. Son yıllarda edebiyat ve sinema dünyasında Cumhuriyet, Atatürk gibi konular daha çok işlenmeye, irdelenmeye başlandı. Çıkan eserler yeni tartışmalara, eski defterleri daha çok deşmeye yöneltti insanları.Bu tabu konulardan birisi de Halide Edipti.Kimdi sahiden bu kadın? Sadece bir yazar mıydı? Sultanahmet mitinginde niçin konuşma yapmıştı? Belli ki İpek Çalışlar da çok merak etmiş bu tabu gibi konuları.”Latife Hanım” çalışmasından sonra “Halide Edip” çalışması ile bir çok sorulara yanıt aramış,yaklaşık100 yıllık bir dönemi didik etmiş, belgelere ve kişisel görüşmeye dayalı objektif bir biyografi hazırlamış.Bir bilim insanı titizliği ile ve roman akıcılığında sıkılmadan okunabilecek bir çalışma olmuş. Halide Edip İkinci Meşrutiyetten başlayarak özellikle kadın hakları ve özgürlükler eğitim ve demokrasinin gelişmesi konusunda birçok çalışmalar yapmış. Kurtuluş Savaşında cepheye gitmiş. Atatürk ile sonradan araları açılması ve siyasi ortam nedeniyle eşi Adnan Adıvar ile Avrupa’ya13 yıllık gönüllü sürgüne gitmişler.Dönüşte İstanbul Üniversitesinde İngiliz Filolojisi bölümünü kurmuş.Siyasete atılmış,milletvekili olmuş…. Halide Edip, özetlemekle bile bitiremeyeceğimiz dopdolu geçen bir ömür yaşamış. Dostları kadar düşmanları da çokmuş. Kadın haklarına, eğitime ve demokrasiye katkıları sayılmayacak kadar çok olan bir yazar ve düşün insanı için vefatında devlet töreni yapılmaması beni çok düşü... Devamı

18 10 2010

APHRODİSİAS; EGE’NİN TAŞRASINDA GÖSTERİŞLİ ANTİK ŞEHİR

              İzmir’den Aydın yoluna girince beni bir bereket ve yeşil şöleninin heyecanı sarar.Bu toprakları her yeri tarihtir, kültürdür ve sürprizlidir.”Dağlarından yağ ovalarından bal akan şehir” söylemini Ege’de hiçbir yerleşim yeri paylaşamaz. Aralarında hep tatlı bir yarış vardır. Aynı bolluk toprağın bağrında sakladığı arkeolojik zenginlik içinde geçerlidir.             Aphrodisias antik kenti Ege bölgesinde Karacasu yakınlarında Geyre kasabasında sessizce ve bütün görkemiyle sizi bekler. Fotoğraf sanatçısı Ara GÜLER, Kenan ERİM’in önerisi ile o yöreye gider. O zamanlar fotoğraf çekmek çok zahmetli ve yorucudur. Akşam olur, yatacak yer aranır, Geyre köyüne geceyi geçirmek üzere gelir sanatçı. Sabah olunca bir de ne görsün! Köyün ev duvarlarında antik sütunlar vardır. Lahitlerde hayvanlara yem verilir. Köy yaşamı ile bir antik şehir içedir. Fotoğraflarını çeker. Şehrin varlığı fotoğraflarla belgelenir.             1961 yılında New York Üniversitesi’nin desteğiyle Kenan ERİM         kazılara başlar. Tam 30 yıl büyük bir emek ve aşkla şehri ortaya çıkarır.”Çocukları gibi sevdiği ve çıkarılırken ağladığı” eserler bugün güzel düzenlenmiş bir müzede ziyaretçilerini bekler.1990 yılında ölen Kenan ERİM özel izinle Anıtsal Kapıya nazır mezarında 30 yıllık aşkının ortasında sonsuzluğa uğurlanır.             Bir gününüzü ayırmalısınız buraya. Gezilecek büyük bi... Devamı

12 10 2010

ADRASAN;AKDENİZDE GİZLİ CENNET

            Kumluca’ya 18 km. kala anayoldan sapınca aşağıya bir yol uzanır.  Bir vadidir gittiğin dağlar kıvrım kıvrım. Aşağıya bakınca puslu yeşil senfoniye seralar eklenir. Sabırla yola devam edin. Yolun sonu Akdeniz’de bir cennete ulaşacak, sakın şaşırmayın.             Adrasan deresini takip ederseniz denize kavuşursunuz. Eşlikçileriniz ördekler, kurbağalardır. Ördekler her zaman açtır, ekmek ikramınıza hiç hayır demezler.             Dağlar çam yeşili, ova portakal ve nar yeşili. Denizin rengini nasıl tarif etsem bilmem ki. Dünyanın en güzel mavileri buraya kaçmış, birbirlerine kavuşmuşlar, sevişip dururlar. Yeşiller kıskanır bir yandan onları. Ben hem maviyi hem yeşili kıskanırım.             Likya Yolu’mu istersiniz yürümek için, sahil mi, köy yolları mı? Yetmedi mi, Olimpos var hemen yakında tarih doğa iç içe. Çıralı’ya uzanmaya ne dersiniz? Dağları binlerce yıldır ateşler içinde sizi bekler. Sahilde geniş bir kumsal var. Ama lütfen dikkat orası Caretta caretta’ların evi.             Dere üstündeki tahta köşklerde öğle sıcağını unutup kafa dinleyebilir, ördeklerin müziğini dinleyebilir, lezzetli pideler yiyebilirsiniz. Ya da tam denizin üstünden güneş doğarken (Eylül ayında) bir içim su denize girip canlanabilirsiniz. Adrasan’da sabah erken kalkın çünkü yapacak ve yaşayacak çok şey var. Bol oksijen ve sessiz ortam olduğundan az uyku yeterlidir.             Adrasan benim için k... Devamı

13 09 2010

ÇOCUKLUĞUMUN BAYRAMLARI, BAYRAM ÇOCUKLARI

Birçoğunuzun sesini duyar gibiyim: Nerede o eski bayramlar…Ne eskisi gibi artık? Her şey değişti, dönüştü. Ama eski bayramların tadı başkaydı. Hala mutlu bir tebessüm ve nostalji ile hatırlarım o günleri.Günler öncesinden hazırlıklara başlanılır,alışveriş yapılır,evler bayram temizliği ile ayrı bir parlardı.Arife günü annem banyomuzu yaptırır,o gece kınalarımızı yakardı. Arefe günü bütün çocuklar toplanır “şakkıdı gıyyak” törenini yapardık. Bütün evleri dolaşır şeker, kurabiye vb. toplardık.Sonra da afiyetle yerdik.Bizler o geceyi kolay bitiremezdik elbet.Çünkü ertesi gün kimin kınası daha güzel ele girmiş yarışması vardı kardeşler arasında.Ne şans çocukluğumun bayramları yaz dönemine gelirdi,okul açılana kadar kınalar çıkardı.            Bayram sabahı erken kalkar annemin Sümerbank basmalarıyla diktiği fırfırlı elbiselerimizi giyer heyecanla beklerdik. Şimdi ne Sümerbank ne de basmaları kaldı.Vakit kuşluğa varınca yaşı büyükçe komşularımızın ellerini öpmek ve ikramlarından yararlanmak üzere yollara düşerdik.Kimi para,kimi mendil içinde para kimi ise sadece şeker verir biz verilene razı, mutlu ve umutlu bir başka komşumuza yönelirdik.Bir de o ikram sofraları yok muydu;akşama mideleri bozmamak zordu tabi.Bozdağ’da her gelen misafire ikram sofrası kurulur buyur edilirdi.Öyle bir şeker bir çayla misafir ağırlamak ayıp sayılırdı.Neler vardı neler;kuru incir,ceviz,kavrulmuş susam,pestil,çeşitli çerezler,kalbura bastı tatlısı, şerbet vb. Elbette her evin maddi durumu elvermezdi böyle sofralara.Ama herkes kendi imkanları ölçüsünde ağırlardı misafirini. Bayram bittiğinde yeni giysiler, bir torba şeker ve bayram harç... Devamı

16 04 2010

ASİ...ASİ / AYLA KUTLU

“Antakiye denilen, akşam alacasına saklı şehri, hayatına hiç dişi girmemiş yalnız bir subayın keşfettiği ilk dişi kimliğiyle ve tutkuyla bir anda sevdiğini hissetti…Asi’nin yeline kanmıştı.Yel sırtını okşamış, içine dolmuş, onu sarhoş etmişti”   Ayla Kutlu’dan Antakya coğrafyası ve Asiyel ailesinin yaklaşık yüzyıllık yaşamını harmanladığı güzel bir roman. Antakya’nın Osmanlı’dan başlayıp Hatay Cumhuriyeti ile devam eden ve Türkiye Cumhuriyeti'ne katılması sürecinde gelişen siyasi olaylar bir aile öyküsü ile harmanlanarak kurgulanmış. Bu romanda ağalık sistemi, aile bireylerinin iç dünyası ve Antakya coğrafyası ve kültürünün harmanlanışı ön plana çıkan konular diyebilirim. Romanda, insanın iç dünyasının didiklenmesi, hesaplaşma, eleştiri,ve Siren Hanım bölümleri beni çok etkiledi. Daha önce iki kez gezdiğim topraklarda beni yeniden gezdirdi yazar. Üstüne zevkli bir öykü oturtarak hem de.Bir daha yolum düşerse oralara Asi ırmağını özelikle hissedip,koklamak isterim.Bağını bahçesini sokaklarını başka gözle gezmek isterim.Tabi gezerken Asiyel ailesinin anılarını tazeleyerek. ... Devamı

09 04 2010

CENNET BAŞKA YERDE; MARİO VARGAS LLOSA

Kitabın arkasında şöyle yazıyor: “Flora Tristán, sosyalist feminizmin kurucularından biridir, yaşamını kadınlar ve işçilerin temel haklarının kazanılmasına adamıştır. Flora’nın gözünde cinsellik, erkeklerin kadınlardan intikam almak için kullandıkları bir şiddet türüdür. Paul Gauguin, bir borsa simsarıyken resim tutkusuna yakalanmış, Kilise ve burjuva yaşamıyla iğdiş edilmemiş, saf ve ilkel bir dünyanın peşinde Tahiti’ye gitmiştir. Gauguin’in gözünde yasaksız, hazzın doruklarında gezinen bir cinsellik yaratıcılığın kaynağıdır. Latin Amerika edebiyatının ustalarından Mario Vargas Llosa, 19. yüzyılın bu iki karşıt karakterini buluşturduğu Cennet Başka Yerde’de, Gauguin ile hiç görmediği anneannesi Flora’nın ortak özlemini yakalıyor: İnsanoğlu için mutluluğun mümkün olduğu bir cennet. Flora’yla Peru’daki yoksulluğun, Londra’daki ezici kapitalizmin, Paris varoşlarının dalgalı sularına sürükleniyor okur; Gauguin’le zincirlerinden boşanmış bir cinselliğin, yepyeni bir sanatın azgın sularına. Llosa, cenneti arayanların cehennemini anlatıyor okurlarına”    1936 Peru doğumlu yazar insanı dünya üzerinde (Peru,Fransa şehirleri,Londra ve Tahiti) egzotizm ve toplumsal mücadelenin kaynaştığı bir yolculuğa çıkarıyor. Bu kitabı okuyana kadar Flora Tristan’ın kim olduğunu dahi bilmiyordum. Paul Gaugen ise bir ressamdı.Torun anneanenin ne kadar ayrıksı görünse de aslında nebze bir yaşama idesli ile örülü kısa yaşam öykülerinde cennet ve cehennem kavramları iç içe geçmiş durumda.Herikisi de cenneti ararken cehenneme düşüyorlar ve acı içinde ölüyorlar.Ama gözleri arkada kalmadan. Flora Tristan sosyalist feminist idealleri uğruna şehir şehir gezerek iş&ccedi... Devamı

09 12 2009

DOL KARABAKIR DOL;BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

“Karadutum,çingenem,çatalkaram”onu anımsamak için yeterlidir.Bedri Rami EYÜPOĞLU’nu anlamak için şiirlerini iyice didiklemek gerekir.Şiirlerinde aşk yatar, kendisi yatar, kendini yerin dibinde vurmaktan da hiç kaçınmaz.Türkü sözleri onu şairliğinden utandırır ve bunu itiraf edecek kadar içtendir. Şiirleri baştan aşağı insan sevgisi, Anadolu sevgisi ile dokunmuştur. Tıpkı resimleri ve yazılarında olduğu gibi. Eminim ki benim gibi şairi sevenler aynı görüştedir: ”İyi ki Anadolu’dan Bedri Rahmi geçti”   ÇAKILSeni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar Bir gelincik açılır ansızın Bir gelincik sinsi sinsi kanar Seni düşünürken Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır Deliler gibi dönmeğe başlar Döndükçe yumak yumak çözülür Çözüldükçe ufalır küçülür Çekirdeği henüz süt bağlamış Masmavi bir erik kesilir ağzımda Dokundukça yanar dudaklarım Seni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde. Bedri Rahmi EYUBOĞLU ... Devamı